Cuma Hutbesi 26.10.2012


بِسْمِ اللهِ الْرَّحمَنِ الْرَّحِيمِ

قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ ، اَلَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ ، وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ


Bismillâhirrahmânirrahîm
[Rahmân ve rahîm Allah’ın adıyla]
“Müminler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler. Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.”


[Mu’minûn sûresi, âyet 1- 3]



Muhterem Mü’minler,

Allah‘a, Peygamber‘e ve onun haber verdiklerine kalpten inanıp, kabul ve tasdik eden kimseye mü‘min denir. Mü‘minin bu îmânı, sadece kuru bir inanıştan ibaret olmamalıdır. Zira İnsanın yaratılış gayesi, Allahu Teâlâ’ya îmâ n edip O‘na kulluk yapmaktır. [1] Mü‘min, Allah’a kulluk yolunda Hz. Peygamberi (s.a.v.) örnek alan, yasaklardan sakınan kimsedir. Mü‘min, insan haklarına saygılı, kendisiyle hoş geçinilen ve hoş geçinen uyumlu insandır. Kin gütmez, düşmanlık etmez; yalan söylemez; iftira atmaz; başkalarının haklarını gasp etmez. İnanan inanmayan herkese yardım ve iyilik etmeye çalışır. Böyle bir îmân, sahabe örneğinde olduğu gibi, mensuplarını cehaletten kurtarmış; sevgi, hoşgörü ve adalet merkezli İslâm medeniyetinin temelini oluşturmuştur.

Aziz Müslümanlar,

Mü‘min, îmânı, ibadeti, ahlâkı ve davranışlarıyla dürüst ve örnek insan olmak durumundadır. Zira Kur‘an-ı Kerîm îmânının gereğini yapan, namazlarını derin bir saygıyla edâ edip zekâtını veren mü’minlerin kurtuluşa erdiğini [2] bildirir. Onların özelliklerini anlatırken de, insanlığa faydası olmayan işlerden ve boş sözlerden yüz çevirdiklerini, [3] emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet edip, [4] bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcadıklarını söylemektedir. Yine onları, öfkelerini yenenler, insanları affeden ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenler, [5] kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirenler, [6] olarak tarif etmektedir.

Değerli Müslümanlar,

Yaşadığımız şu fani dünyadaki işlerimiz biz mü‘minleri Allah’ı anmaktan, ibadetlerimizden asla alıkoymamalıdır. Bu hususta Kur’ân-ı Kerîm mü‘mini; onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı, [7] Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musîbetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir [8] şeklinde tarif etmektedir.

Aziz Mü’minler,

Yaşadığımız olaylar karşısında mü’minlerin duruşunu gösteren âyet mealleriyle hutbemizi bitirelim:
 
- “Rahman’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “selam!” derler (geçerler); Onlar, Rablerine secde ederek ve kıyamda durarak geceleyenlerdir.” [9]

- “Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz.”, [10] “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” derler. [11]

- “Onların kalpleri, Allah’ı anmakla ancak huzur bulur.” [12]

“Yine onlar ki, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zinâ etmezler. Yalan yere şahitlik yapmazlar. Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar.” [3]

- “İşte onlar Rab’lerinden (gelen) doğru bir yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de onlardır.” [14]


[1] Zâriyât, 51/56.
[2] Mü’minun, 23/1, 2, 4.
[3] Mü’minun, 23/3.
[4] Mü’minun, 23/8.
[5] Âl-i İmrân, 3/134-135.
[6] İnsân, 76/8.
[7] Nûr, 24/37.
[8] Hac, 22/35.
[9] Furkân, 25/63-64.
[10] Bakara, 2/156.
[11] Âl-i İmrân, 3/173.
[12] Ra’d, 13/28.
[13] Furkân, 25/68, 72,73.
[14] Bakara, 2/5.


Muharrem Öztürk
Ditib Schwabach Din Görevlisi

Newsletter Anmeldung

Besucher-Counter

Heute3
Gestern63
Woche66
Monat1185
Insgesamt41091

Aktuell sind 36 Gäste und keine Mitglieder online

Facebook